************************************************************************************

***********************************************************************
İSTİKLAL MARŞI

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal...
Hakkıdır, hakk'a tapan, milletimin istiklal!

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
'Medeniyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?

Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler hakk'ın...
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Bastığın yerleri 'toprak!' diyerek geçme, tanı:
Düşün altında binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şuheda fışkıracak toprağı sıksan, şuheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsın da hüda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.

Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli,
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.

O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım,
Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-i mücerred gibi yerden na'şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, hakk'a tapan, milletimin istiklal!

Mehmet Akif Ersoy





IYI EGLENCELER. YORUM YAZMAYI UNUTMAYIN. Allahım gönlümde olanı hakkımda hayırlı eyle, hakkımda hayırlı olana gönlümü razı eyle... CANIM TÜRKİYEM şiirler,hikayeler - emoşun dünyası - Blogcu



Son Yazılarım

Kategorilerim

Arkadaşlarım

Bağlantılarım

Bilgileriniz sistemimize kaydedilmektedir.

AŞKINI 3 MANDAL BİR MAVİ LEĞENE SATTIM....




 <3 Get yours @ violablu.net <3
 <3 Get yours @ violablu.net <3

Göçmen kus bütün bahar ve yaz boyunca
Küçük köyün üstünde uçmuş serçeyle beraber
Küçük sinekleri, kurtları yemişler,
Kış yağmurlarıyla şaha kalkmış, derelerden su içmişler.
Masmavi gökyüzünde dans etmişler,
Çiçek açan ağaçlara konup, papatya tarlalarında gezmişler…
Birbirlerine söz vermiş kuşlar;
Ayrılmayacağız diye.
Ama kış gelmiş,
Göçmen kuş adına yakışanı yapmaya kararlıymış,
Serçe ise her zamanki gibi sadık
Ama sevgi de yabana atılmaz bir gerçek.
Ayrılık acı, ihanet kötüymüş serçe için
Yasamaksa önemli imiş göçmen için.
O, baharların tatlı eğlencesiymiş sadece
Gel demiş serçeye benle beraber…
Başka bir bahara uçalım.
Serçe ise burada bekleyelim demiş yeni baharı
Ama kış acımasızdır demiş göçmen,
Yasayamayız burada, aç kalır üşürüz
Serçe hayır demiş korunuruz kötülüklerinden kışın beraber
Göçmen inanmamış serçeye hayır demiş gidelim.
Serçe için gitmek nasıl bir ihanetse yaşadığı yere
Kalmakta aynı şekilde ihanetmiş sevgiliye
Ve karar vermiş sevgiyi seçmiş
Uçacakmış yeni bir bahara…
Göçmen ve serçe çıkmışlar yola,
Ama serçe zayıfmış,
onun kanatları uzun uçuşlar için değil.
Dayanamayacakmış bu yola
Oysa göçmenin kanatları güçlüymüş
Çünkü o hep kaçarmış kışlardan
Hep gidermiş zorluklarından kışın yeni baharlara
Bir fırtına yaklaşıyormuş.
Göçmen hızlı gidiyormuş fırtınadan, yakalanmayacakmış
Ama serçe iyice zayıf kalmış, yavaşlamaya başlamış
Göçmene duralım demiş artik.
Biraz dinlenelim
Göçmen itiraz etmiş, fırtına demiş, ölürüz.
Serçe çok fırtına görmüş, kurtuluruz demiş.
Ama göçmen yürü demiş serçeye
birazdan okyanuslara varacağız
Serçe sevgisine uymuş ve
peşinden son bir gayretle gitmiş göçmenin
Birazdan varmışlar okyanusa
Kurtuluşuymuş bu büyük deniz
Göçmen için çok iyi bilirmiş buraları
Ama serçe ilk kez görüyormuş ve sanki
Gökyüzünden daha büyükmüş bu yeni mavi
Serçe artık dayanamıyormuş,
Son bir sevgi sesiyle seslenmiş göçmene
Artik gidemiyorum…. Göçmen serçeye bakmış,
Bakmış ve devam etmiş……..
Okyanus çok büyükmüş, serçe ise çok küçük
Serçenin sevgisi de çok büyükmüş ama göçmen çok küçük…
Mavi sularında okyanusun bir minik SADAKAT …
Yeni bir baharın koynunda koca bir IHANET..


.

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 











.

Biliyorum
Bir yerlerde,mutlaka aklına geliyorum arada
Birine kırılıyorsundur
Sevilmiyorsundur
Hani hayat bu
Olur ya
Biliyorum,
Bir yerlerde,mutlaka aklına geliyorum arada
İşine de yarıyorumdur hani
Gururun okşanıyor,
Buğulanmayı öğrenmiştir belki de gözlerin,
Hani olur ya,
Hayat bu ya
Gülümseyiveriyordur birden karaların,
Geçiveriyordur hüznün
Ne de olsa,
Hayatının bir yerinde,hiç sevmediğin,hiç sevilmediğin,
Ve en önemlisi de hiç hak etmediğin kadar çok sevilmiştin ya
Biliyorum
Bir yerlerde,mutlaka aklına geliyorum arada
Ve belki de,hala sevildiğini de sanıyorsundur,
Bazen yetmiyordur da hatıralar
Avuntun da oluyorumdur ya
Öyleyse avun
Öyleyse dinsin hüznün
Alışık değilsin ya
Hasta falan olursun
Sen bilmesen de ben fark ettim
İçimdeki koca sevda büyütmüş seni
Dur,sakın ağlama
Yine de sevmiştim bir zaman seni
Haydi tamam Avun şimdi...

 

alıntı....

.

 

HOŞÇAKAL AŞK YOLUN AÇIK OLSUN


Hiç düsündünüz mü bir yürege kaç sevda sıgar?
Hatta aynı anda kaç tanesini aldınız yureginize?
2  3  daha mı fazlası yoksa
Peki bunların hepsini de gerçekten sevdiniz mi?
''Canım... Seni Seviyorum ''
kelimelerini bol keseden atar gibi savurup durdunuz mu ortalara?
Oysa ki anlam olarak ne kadar agırdır CANIM kelimesi
Canım; dedigin senin gerçek canındır, nasıl canının acımasını istemiyorsan iste onada aynen öyle
itina ve özenle bakıp davranacaksın...
Olmekten korkar gibi canını kaybetmekten de korkacaksın, hatta daha fazla olmalı bu korkun
çünkü ölmek bir keredir ama kaybettigin canın arkasından hergün yeni bastan ölürsün
hergun ölüp ölüp can verememek nedir bilirmisin?
Bana sormayın ben de bilmiyorum ölüp ölüp dirilmeyi..
Ama istersen öldürülüp öldürülüp diriltilmeyi anlatırım sana....
Peki ya SENI SEVIYORUMlar;
Sevmek nedir sizce?
begenmek? hoslanmak mıdır?

 

 

SEVMEK; dedigin aynı anda aynı solugu alıp vermektir benim için...
Her an özlem duymaktır...
Elini tuttugun an tüm korkularını yendigini hissettigin andır...
Sesi sıcaklıgın demektir...
Askı ise tutkundur, vazgeçilmezindir...
Tüm bunları yüreginize sıgdırdıgınız 2 yada 3 sevda ile aynı anda paylasamazsınız
hep eksik biseyler kalır...
Bense bir tanesini bile sıgdıramadım ne yazık ki
öyle büyüttüm ki yüregime sıgmaz oldu
ve CANIM gittikçe agırlastı
yüregim de tasınamaz olup canım yanmaya basladı...
Sıgamadın kalbime çatlaklar olustu
Derken bir kan kaybıdır aldı basını gitti
Sense karsıdan can çekismelerimi izledin
Neydi senin için aşk?
eglence, vakit doldurma
hangisi?
Ask dedigin sadece kimyasal heyecan mı?
Oyleyse ben vazgeçtim asktan beni kimse sevmesin...
ve
Hosçakal Ask
Yolun açık olsun.....

alıntı....

 

.

AŞK

Aşk korkup kaçmak değil
Kalıp savaşmaktır
Bütün zırhlarını yanına alıp koşmaktır cenge
Aşk hiç korkmamaktır
O yüzdendir ki herkes âşık olamaz
Aşk hep cesurlarındır ve öyle kalacaktır

Aşk kırgınlığa rağmen sevgiliye tekrar tekrar sarılmaktır
Öfkeyi bir kenara bırakıp tutkuyla bağlanmaktır
Kelimelerin bile anlatamadığı hissi yaşayabilmektir

Kışı yaza çevirmek
Dört mevsimi ilkbahar sıcaklığında yaşayabilmektir aşk
Kalp atışlarını kontrol edememektir

Aklından onu hiç çıkaramamaktır
Onu düşünerek uyumak
Sabahları onu görme sevinci ile kalkmaktır yataktan

Mutluluklarını dalgalara atıp tekrar yaşamaktır
Zincirleri kırıp koşmaktır mutluluğa
Yanında olmasa bile sevdiğin yanındaymış gibi hissetmektir
Nereye gidersen oraya ***ürmektir kalbinde
Güneşe baktığında hatırlamaktır onun sıcaklığını
Aya baktığında görebilmektir onun ışıltısını
Aklına yaşadıkların geldiğinde onu özlememektir

Mutluluğu ertelememektir
Aşk tutkudur
Aşk Vazgeçmemek, vazgeçememektir




.

Kulağımın içi kaşınıyor.

Felaket.

Önce azar azar başlıyor kaşıntı, geceleri.

Sonra artıyor.

Kaşımak da bir zor ki kulağın içini.

Bir türlü geçmiyor.

'Ne yapsam acaba?' diyorum.

Günler geçtikçe daha da artıyor.

Doktora gitmeye karar veriyorum. Arkadaşlarıma soruyorum
'Tanıdığınız iyi bir kulak burun boğazcı var mı?' diye. 'N'oldu ki?' diye soruyor arkadaşlarım. 'Kaşınıyor kulağım' diyorum. 'Uyuyamıyorum geceleri, kulak kaşınmasından!' Bir doktorun adını söylüyor bir tanesi. 'Çok
iyi doktordur' diyor. 'Kimsenin çözemediğini çözer,
iyileştiremediğini iyileştirir.'

Gidiyorum doktora.

Gözlüklü, şirin bir amca.

Elinde bir büyüteç, kulağıma bakıyor.

Şaşırıyorum önce. 'İçinde kaşıntı var' diyorum. 'Öyle büyüteçle ne anlayacaksınız ki?'

'Yok' diyor, 'Ben çoktan anladım ne olduğunu da, şimdi daha iyi görmek için bakıyorum.' 'Nedir?' diyorum doktora.

'Eski sözler kaçmış kulağınıza' diyor.

'Nasıl yani?' diyorum.

'Kimin sözleri?'

'Bakacağız' diyor.

Sonra bir alet çantasından kocaman, ucu ince, cımbıza benzer bir alet çıkarıyor.

'Yan durun. Kıpırdamayın' diyor bana. Biraz irkiliyorum.

'Eski sözler' diyorum, 'Ha?' Cımbızın ucu kulağıma giriyor, canımı acıtmıyor nedense.

'Bir erkek sesi bu' diyor. Sanki bir uğultu duyuyorum.

Cımbızı çıkarıyor kulağımdan. 'Yalan kaçmış kulağınıza!' diyor doktor.

Yalana bakıyorum.

Küçücük bir şey gibi gözüküyor.

'Vay be! Günlerdir kulağımı kaşındıran bu muymuş? Hangi yalan peki?' diyorum.

'Durun, bekleyin' diyor doktor. 'Dikkatli olmamız lazım. Tekrar kulağınıza

kaçabilir. Önce şu deney tüpünün içine koyalım. Sonra serbest bırakırız.'

Yalanı tüpün içine koyuyor.

Kapağını da kapıyor tüpün.

Serbest kalıyor yalan.

'Seni seviyorum' diye cılız bir ses geliyor tüpün içinden.

'Yalanmış ha?' diyorum.

Kulağım bile anlamış, kalbim hálá anlamıyor...
  iclal aydın...
.

Kuşlara yakın bir ev kiralayıp, içine sadakatten koltuklar yaptırdım. Özlemini yorgan gibi her gece örtüyorum. Gidişinle dağılmıştı yuvam, şimdi her şeye baştan başladım, dantel gibi yaşamımı örüyorum.

sokakfotografları

Bilmediğim duygularla tanıştım. Yan komşularım acı, keder ve anılar. Akşamları balkonda kahve içiyoruz hasretinle, bir sen yoksun, bir de boşuna kurulmuş hayaller. Yeni evimin duvarları hüzün rengi, mutfağımda kavanozlara dizili duruyor gözyaşlarım.

Yine de her şey o kadar gamlı değil. En azından oturduğum sokağın adı umut! Bu sokakta ümitsizce oturmak benim bahtsızlığım olsa da, kaderle kavga etmiyorum. İki bayram arası aşk olmaz diye, iki yağmur arasını bekliyorum. Gerçi bu takvim yapraklarının sakinliği ömrümü yiyor ama olsun, sabrediyorum.

içimden bir ses diyor ki, şu yeni mahallede apansız karşılaşacağız bir gün. Sen de yakınlarda bir yere taşınacaksın elbette! Bu eski şehrin evleri hep kiralık. Korkarım ben de sokak olacağım buralarda bir yere. Adım hayal kırıklığı olacak. Tesadüf bu ya, senin camın hep bana bakacak.

Sesli sevişmelerden, mırıldanılan kavgalara dönüştüğümde gitmeliydim aslında. Geç kalınmış bir okul gününe gider gibi hazırlanıp, yeniden sevecek gücüm varken taşınmalıydım sevdadan. Geç kaldım! Olsun, buna da alışıyor insan. Zaten kim destan yazabildi ki, Leyle ile Mecnun’dan sonra?

Bu evin şaşırtıcı manzaraları var. Cinnetle cinayet arasında gelip giderken aklım, pencereden bakıp, Cezayir menekşeleri gördüm bir akşamüstü. Vazgeçtiklerimi hatırladım. Sana vuruldum yeniden, bir daha aşka karşı boynum bükük, sustum.

Sabah kahvesinden sonra, fal kapattım. Kim bakacaksa? Yalnızlığım açtı fincanı. İçim kabarmış ama yakında geçecekmiş. Sonra telvenin ortasında bir göz varmış, gözü çıksın her kimse diye geçirdim içimden. Bir de üç vakte kadar kapımı uzun boylu bir aşk çalacakmış ama gel gör ki, o sırada ben evde olmayacakmışım. Falım bile kısmetsiz yani!

Yüzümü değiştirsem diyorum. Burnumu küçültüp, dudaklarımı büyütsem, ruhum da güzelleşir mi? Hayallere yasak yok nasılsa, koluma da bir hınzır sevda bulutu takarım. Sonra benden keyiflisi olmaz dünyada.

Aklımın kıvrımlarına girmişsin, kalbimin tamamında resmin var. Ne yapsam olmuyor. Kaçtığım, saklandığım kadar sana düşüyorum. Sensizlik şehrinde ben, hangi semte taşınsam mutlu olamıyorum. Bu ayrılık ne acı bir duygu, insan kendini ne kadar yoksul hissediyor? Yine de bir ışık var çünkü ben aşk manzaralı umut sokağında oturuyorum…..

alıntı

.

veda acısı, kabuğunu soyar insanın; yaldızını kazıyıp çırılçıplak ortaya serer.birlikteliğin örttüğü tüm kusurları, ayrılık sergiler.bir ayrılık arifesinde helalleşilir ve o an hakiki tabiatlarıyla yüzleşilir.

"ölene kadar" diye söz verilmiştir, ama "ölüm yolunda" başka tercihler belirmiştir.

kararsız prensesin vicdanı azap çekerken 7 cücelerin somurtkanı "aklını başına al" diye fısıldar kulağına; haytası ise "kalbinin sesini dinle" diye çekiştirir eteğinden...
hep hayran bakan gözlere, hatalar takılmaya başlar.

"ama"yla biter alelade iltifat cümleleri:

"sen iyi bir insansın, ama arkadaşların kötü", "seni seviyorum, ama bu ilişkide mutlu değilim", "ben başka türlü bir beraberlik düşlemiştim" vs.. vs...

sonra gelsin uykusuz geceler...bir türlü karar verememeler...ruhen gidip gelmeler..."hele biraz daha zaman geçsin" diye ertelemeler...

birlikteymiş gibi yaparken, sevecek başka yüzler, yüzecek başka denizler kollamalar...


"aslında bütün bunlar bizim iyiliğimiz için"e kendini inandırmalar...

sonrası hep aynı:

bekleyenin "hani sonbaharda buluşacaktık. hazan geldi geçti, sen gelmez oldun" sızlanmaları...

bekletenin "geliyorum az kaldı" oyalamaları...

bittiğini bile bile işi uzatmalar; söyleyemedikçe hepten batağa saplanmalar...terke makul bir gerekçe ararken hepten çarşafa dolanmalar...veda konuşmasında süslü iltifat cümlelerinin arasına, o cümleleri hiçleştiren mayınlar serpiştirmeler... üzgün görünmeler... bağış dilenmeler "...ama kaçınılmazdı" demeler..."sözünden caydın"yakınmalarını "sen de eski sen değilsin. değişmişsin" diye göğüslemeler... asıl kendinin değiştiğini bilmezden gelmeler... ve son sahne:

terk edenin o mahcup "gönlüm başkasında" itirafına karşılık terk edilenin kırık çalımı:

"uğurlar olsun! ben yoluma devam ediyorum".

ihanetler böyledir: ilki, bir yenisine gebedir; ikincisi daha az acı verir.
ondan sonra dur durak yoktur: güvenilmez aşık, sevdikçe kıran, gezdikçe ardında bir kırık kalpler mezarlığı bırakan biçare dervişe döner. artık acılara hapsolmuştur: buluşmak istedikçe ayrılacak, birleşmeye çalıştıkça parçalanacak, sonunda terk ettiklerinin "ah"ı tutup terk edildiğinde mukadder yalnızlığına kapanacaktır..

   "can dündar"
.

siz gurbette bayram sabahı nasıl olur bilir misiniz.....
öyle tatlı telaşlar koşturmalar yoktur mesela...
olağan günlerden biridir.....
belki biraz daha buruk ........
biraz daha mutsuz.....
şehirler büyüktür ......
tanıdık eş dost sayısı küçük.......
kapının zili çalınca heyecana kapılırsınız.....
sayısı küçük tanıdıklar sanırsınız....
ama bir kez daha yıkılırsınız......
kapıyı çalan.....
ya davulcu.....
ya çöpçü.....
ya da bayram şekeri toplayan çocuklardan başkası değildir............
az çalan kapı ziline karşılık.....
susmaz telefonun zil sesi,mesaj sesi......


siz hiç bilir misiniz gurbette bayram sabahı nasıl olur......
sadece kuru bir söz ile ana babanızın bayramını kutlarken.....
burnunuzun direğinin sızladığını hissettiniz mi hiç....
acaba bir bayramımız daha varmı diye akıttınız mı gözyaşlarınızı.......


ben bilirim gurbette bayram sabahlarını.......
boynu bükük.....
gözü yaşlı......
dilinde sitem.....
kısaca.....


zordur gurbette bayram sabahı..........

EMOŞ............
.

En sonunda öğrendim galiba ya da kafama vura vura zorla öğrettiler...
Neyi mi ?
Aklımı kullanmayı...
Beni takmayanı takmamayı...
Verdiğim değeri hak etmeyen insanları silmeyi...
Arkama dönüp bakmamayı...
İnsanları değiştiremeyeceğimi (özellikle yalancıları)
İnsanların dolduruşuna gelmemeyi...
Çamura taş atmamayı (mutlaka üstünüze sıçrar)
Hiç kimse için kendime saygımı yitirecek bir şey yapmamayı...
Gözyaşlarımın değerini bilmeyi ve onları değmeyecek şeyler için harcamamayı...
Bir çift tatlı söze kanmamayı...
Ben izin vermeden kimsenin beni üzemeyeceğini...
Kendimin her şeyden önemli olduğunu ÖĞRENDIM!
Seni kaybettim ama en önemlisi, kendimi yeniden kazandım..........
.

« Önceki ::