************************************************************************************

***********************************************************************
İSTİKLAL MARŞI

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal...
Hakkıdır, hakk'a tapan, milletimin istiklal!

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
'Medeniyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?

Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler hakk'ın...
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Bastığın yerleri 'toprak!' diyerek geçme, tanı:
Düşün altında binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şuheda fışkıracak toprağı sıksan, şuheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsın da hüda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.

Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli,
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.

O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım,
Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-i mücerred gibi yerden na'şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, hakk'a tapan, milletimin istiklal!

Mehmet Akif Ersoy





IYI EGLENCELER. YORUM YAZMAYI UNUTMAYIN. Allahım gönlümde olanı hakkımda hayırlı eyle, hakkımda hayırlı olana gönlümü razı eyle... CANIM TÜRKİYEM Anne-cocuk - emoşun dünyası - Blogcu



Son Yazılarım

Kategorilerim

Arkadaşlarım

Bağlantılarım

Bilgileriniz sistemimize kaydedilmektedir.

AŞKINI 3 MANDAL BİR MAVİ LEĞENE SATTIM....




 <3 Get yours @ violablu.net <3
 <3 Get yours @ violablu.net <3

Çoğu anne babanın da yakınen bildiği gibi, tuvalet eğitimi çocuk gelişiminin önemli aşamalarından biridir, en azından, alt bezi değiştirmenin sona ermesidir.

Peki ama, tuvalet eğitiminin ne kadar süreceği konusunda bilgimiz var mı? Kimi çocuklar için sadece bir kaç gün. Bazıları için ise bir kaç ay! Amacımız sizi tuvalet eğitiminin aşamaları konusunda aydınlatarak işinizi bir ölçüde kolaylaştırmak.

A. Çocuğunuz hazır mı?
Genellikle anne-babalar iki buçuk yaşına geldi mi, bu iş için bebeklerinin hazır olduğunu düşünürler.

Oysa işin aslı bazen böyle olmayabilir. Çocuğunuzun tuvalet ve banyodaki tavırlarını gözleyin, başkalarını taklit ediyor mu? Sakın onu zamanından önce, o bu işe hazır olmadan zorlamayın

Çocuğunuz tuvalet eğitimine hazır mı?

B. Doğru ve uygun malzemeyi satın alın
Çocuğunuzun boyuna uygun lazımlık yada klozete uygulanabilir oturma yeri alın. En önemli özellik, çocuğun otururken ayaklarının yere değmesidir. Bu durumda barsak hareketleri başlayınca, yerden destek alabilecektir. Bu konuda resimli bir kitap çok işinize yarayabilir.

C. Bir rutin oluşturun
Çocuğunuzu, günde bir kez giyinik olarak lazımlığa oturtun. Bu, kahvaltıdan sonra, banyodan önce yada barsak hareketlerinin başladığı herhangi bir zaman olabilir. Burda amacımız, bebeğin, lazımlığa alışması, onu günlük rutinin bir parçası olarak görmeye başlamasıdır. Oturmak istemezse, bırakın. Sakın onu zorla lazımlığa oturtmaya çalışmayın. Hele korkmuşsa, sakın sakın zorlamayın! Bu durumda, lazımlığı bir kaç haftalığına bir kenara koyun, ardından tekrar deneyin. Oturursa iyi, ama ona neden oraya oturması gerektiğini anlatmaya çalışmayın! Unutmayın, sadece onu lazımlığa alıştırıyorsunuz ve bu iş için en uygun yer neresiyse oraya gidin; oyun odası en uygun yer olabilir!

D. Bezi çıkarın
Onu lazımlığa bezini çıkartarak oturtun. Yine başlangıçta alıştırmak amacıyla! Bu aşamada bir takım açıklamalar yararlı olabilir; anne-babanın, varsa-diğer kardeşlerin ve herkesin bu işi yaptığını ona anlatın. Soyunup tuvalete girmenin erişkince bir davranış olduğunu anlatmaya çalışın ona. Bu davranış işe yarar ve etki gösterirse iyi. Olumsuzluk durumunda unutmayın, zorlama yok. Hazır olana ve kendi kendine tuvalete oturmaya ilgi gösterene kadar bekleyin!

E. Süreci açıklayın
Çocuğa barsak hareketlerinin nereye gideceğini anlatın. Bezine kaka yaptığı zaman, onu lazımlığa oturtun, bezi onun gözü önünde lazımlık içine boşaltın. Bu durum, onun oturma ve kaka üretme arasındaki ilişkiyi anlamasına yardım edecektir. Lazımlığı tuvalete döktükten sonra sifonu ona çektirin –korkuyorsa yapmayın- kakanın nereye gittiğini görsün. Kakadan sonra giyinmeyi ve ellerini yıkamayı öğretin.

F. Bağımsızca hareket etmeye teşvik edin
Sıkıştığı zaman lazımlığı kullanması konusunda ona cesaret verin. Ne zaman isterse sizden yardım göreceği konusunda da emin olmasını sağlayın. Ara ara bezini çıkararak kilotla dolaşmasına izin verin. Bu sırada lazımlık gözönünde olsun, ona ne zaman isterse oturabileceğini söyleyin ve bunu sık sık hatırlatın.

G. Alt bezinden kilota geçin
Eğitim bu aşamaya gelince, kalın bir kumaştan yapılmış yada tek kullanımlık kilotlar giydirin. Bezden olanlar genellikle çocuğun çişini farketmesi nedeniyle daha çok işe yarar. Tek kullanımlık olanları dışarı çıkarken kullanın. Önce bir kaç saatle başlayın. Geceleri alt bezine devam edin. Yavaş yavaş büyük çocuk kilotuna geçme vakti geliyor.

H. Geri dönüşlere hoşgörüyle yaklaşın

Her çocuk tuvalet eğitimi sürecinde ara ara altına kaçıracaktır. Ona kızmayın, cezalandırmayın. Kaslarını kullanmayı öğrenirken bu durum olağandır ve biraz zaman alabilir. Bir kaza durumunda altını temizlerken, bir dahaki sefere lazımlığı kullanmasını ona hatırlatın.

I. Gece eğitimine başlayın
Gündüz sorunu tamamen çözülse bile, gece kontrolü aylar, bazen yıllar sonraya kalabilir. Hemen alt bezini atmaya kalkmayın. Bez bağlamanıza itiraz ediyorsa, çarşafın altına naylon bir örtü sermeniz temizliği kolaylaştıracaktır. Bu yaşta vücudu tuvalete gitmak için uyanmak için gereken olgunluğa henüz ulaşmamıştır.

Bu aşamada, akşamları sıvı alımını azaltmanız, kuru gecelerin sayısını artıracaktır. Gece çişi gelir ve uyanırsa, size seslenebileceğini ona hatırlatın. Lazımlığını yatağının hemen yanına koymanız da yararlı olabilir.

J. İşte bu kadar
İnanın tüm bunlar çocuğunuz hazır olunca gerçekleşecektir. Hazır olana kadar beklemeniz, hem onun, hem de sizin işinizi kolaylaştıracaktır. Bir sonraki bebeğe kadar artık rahatsınız

.

Aşıları anlayabilmek için öncelikle bağışıklık sistemini anlamak gerekir. İnsan vücudu mükemmel bir yapıdır ve amacı her koşulda yaşamını yani kendisini korumaktır. Güneş ışınlarına maruz kalınca tenimizin koyulaşması, nefes borumuza bir şey kaçınca öksürmemiz hep bunun bir sonucudur. Bazı hastalıkları (kabakulak,kızamık, suçiçeği gibi) bir kez geçirdikten sonra tekrar geçirmeyiz. Peki nasıl oluyor da bir kez kızamık geçirdikten sonra ikinci bir kez kızamık geçirilmiyor. Bu sorunun cevabı ancak bağışıklık sistemi ile izah edilebilir. Buna tıp dilinde aktif doğal bağışıklık denir. Hastalığı geçirirken vücudumuz bu hastalığın mikrobunu yenebilmek bir uğraş verir, bazı hücreler üretir (antikor) ve bunlar aracılığı ile onu yener. Bundan sonra da kanımızda bu mikrobu tanıyan hücreler kalır. Tekrar ayni mikropla karşılaşınca onu tanıyan hücrelerimiz hızla artışa geçerek hemen o mikropları bertaraf eder. Bu mekanizma ile geçirilen bazı hastalıkları tekrar geçirmemiz önlenmiş olur. Ayni olayı yani mikropları tanıyan hücreleri hastalığı geçirmeden oluşturmak için aşılama işlemi yapılmaktadır. Buna da tıp dilinde aktif edinsel bağışıklık deniliyor. Aşılamada amacımız kanda hastalık mikrobunu tanıyan, onunla karşılaşınca onu bertaraf edebilen hücreleri hastalığı geçirmeden sahip olmaktır. Aşılamanın bu kolaylığı yanında her hastalık her zaman zararsız bir şekilde geçirilemez, bazen hastalık çocuk felci örneğindeki gibi kişiyi öldürebilir veya sakat bırakabilir. Hiçbir hastalığı geçirmek aşılanmaktan daha zararsız ve hafif olamaz.

Aşının Etkisiz Kaldığı Durumlar :

Aşılarda anlaşılması gereken diğer bir konu da oluşturulması istenilen bağışıklık her zaman kesin değildir. Yani bir kişi aşılanmış olmasına rağmen hasta olabilir. Bunun olmaması için bir çok özelliğin bilinmesi gereklidir. 

Bunları maddeler halinde inceleyelim.

  1. Her aşının kendi özelliğinden, üretiminde kullanılan teknolojiden kısaca kalitesinden gelen bir koruyuculuk yüzdesi vardır. % 100 yakın koruyuculuğu olan aşılar olduğu gibi % 60 civarında da olanlar vardır.
  2. Aşıların istenen etkiyi sağlayabilmesi için belirli bir program doğrultusunda yapılması gereklidir. Bu programlar yapılan araştırmalar sonucunda zaman içersinde bazı değişiklikler gösterebilir veya her ülkenin kendi özel konumundan dolayı farklılıklar olabilir. Bazen bilgisizlikten, bazen ticari amaçlarla bazen de kişinin özel durumundan kaynaklanan sebeplerle programlar değişebilir. En doğru program yoktur. Bilimsel olarak günümüzün en yeni bilgileri ve kişinin durumuna uygun programlar ayni amaca ulaşmak için uygulanmalıdır.
  3. Aşıların üretimden kişiye yapılmasına kadar geçen süre içersinde kuralına uygun şekilde taşınmalı ve saklanmalıdır. Bu +2 ila +8 derecelik ısı ortamının korunmasıdır. Bu sürecin herhangi bir aşamasında soğuk zincir denilen sistem korunamazsa aşı etkinliğini yitirir. Örneğin bir eczaneden satın alınan aşı soğuk zincir içersinde, ortam ısısı korunarak taşınmadığı takdirde etkisizleşecektir. Kutunun üzerinde yazılı olan son kullanma tarihi kuralına uygun şekilde saklandığı takdirde geçerlidir. 
  4. Aşılar kullanılacak koşullara göre üretilirler. Yani ayni anda çok sayıda kişiye aşı yapılacaksa toplu ambalaj yapılır. Bu birim maliyeti düşürmek içindir. Küçük bir şişeye 20 veya 50 doz gibi miktarlarda konulur. Küçük bir şişede bu kadar doz aşı olması taşıma, saklama gibi kolaylıkları yanında fiyat yönünden oldukça avantajlıdır. Bu şekildeki aşılar Sağlık Ocağı, Ana-Çocuk Sağlığı Merkezi gibi ayni anda çok sayıda kişiyi aşılama kapasitesine sahip birimler içindir. Fakat bu aşıların özelliği şişesi açıldıktan sonra birkaç saat içersinde tüketilmeleri gerekmesidir ve belirli bir süre (Genellikle 4 - 8 saat) içersinde tüketilmese de imha edilmelidir. Aksi takdirde etkinliği kaybolmaktadır. Kısa sürede çok sayıda kişiyi aşılama imkanı bulunmayan yerler için de genellikle tek dozluk (bazen 5 dozluk) aşılar mevcuttur. Fakat bunlar fiyat açısından diğerleri kadar ekonomik değillerdir. Bilgisizlik veya ticari nedenlerle kurallara uyulmaması aşıların etkinliğinin yok olmasına sebep olabilir.
  5. Aşı yapılacak kişinin sağlık yönünden aşı yapılmaya uygun durumda olması gereklidir. Bazı tedaviler, hastalıklar aşı yapılmasına engel oluşturur. Bazı aşılar bu durumda istenilen etkiyi sağlayamazlar.
  6. Aşıların yapılma teknikleri vardır. Bunlar hastaya uygulanması gereken şekilleri içerir. Ağız yoluyla veya iğne ile cilt içi, cilt altı ve adale içi uygulanır. Tekniğine uygun yapılmayan, yani cilt içi yapılması gereken bir aşının adale içersine yapılması istenen etkinin sağlanmamasına hatta istenmeyen etkilere yol açabilir. Hatta adale içi yapılacak olan aşılarda omuz veya kalça adaleleri arasında bile etki farklılıkları vardır.
  7. Bütün aşıların belirli dozları vardır. Yani kişiye göre verilmesi gereken miktarlar değişiklik gösterir. Uygun miktarda yapılmamış olması aşının istenilen koruyuculuğun sağlanmamasına yol açabilir.
  8. Aşı uygun yapılmasına karşın etkisizleşebilir. Ağızdan verilen Polio (Çocuk Felci) aşısı klora karşı dayanıksızdır. Aşıdan kısa bir süre sonra su içirilmesi veya beslemek aşıyı etkisiz hale getirir.

Bu anlatılanlar aşıların yapılmasına karşın yeterli koruyuculuğun sağlanmamasının nedenlerini açıklamaya yönelik bilgilerdi. Bunların yanında aşılar hakkında bilinmesi gereken başka konular da vardır. Bunlar;

  1. Kişiler bulundukları ülkenin gerçeklerine göre aşılanırlar. Aşılamalar ülkelere göre değişiklikler gösterir. Bazı ülkelerde bazı hastalıklar hiç görülmediği için aşısı da yapılmamaktadır. Bazı ülkelerde de belirli yörelere özgü hastalıklar vardır. Kişiler aşılandıkları bölgeden başka bir yere geçici veya kalıcı olarak giderken bu durumu göz önünde bulundurmalıdır. Ülkemiz için önemli olan Verem, Boğmaca aşıları bir çok ülkede yapılmamaktadır. 
  2. Kişiler aşısını olmadıkları hastalıklara karşı aşılı olduklarını sanmaktadır. Bu genellikle sağlık personelinin insanlara doğru bilgi vermemesinden kaynaklanmaktadır. Sanıldığından çok daha sık olan bu durumu örneklersek daha iyi anlaşılacaktır. Gerçek adı HIB (Heamufiluz Influenza Tip B) olan aşı sağlık personeli tarafından menenjit aşısı olarak isimlendirilmekte ve maalesef herkes tarafından da öyle bilinmektedir. Aslında menenjit aşısı ismi net olarak yanlış da değildir ama menenjit aşısı olarak başka aşılarda vardır, Meningokok aşısı gibi. Ayrıca menenjit hastalığı meningokok, tüberküloz, virüsler gibi değişik etkenler sonucunda oluşur. HIB aşısı kendi adı ile anılmalıdır. Çocuğuna HIB aşısı yaptırmış olan bir anne çocuğunun gittiği okulda menenjit hastalığı (Örneğin Meningokoksik menenjit ) görülmesi üzerine çocuğuna aşısını yaptırdığını düşünerek çok rahat etmekte bunun yanında ayni okuldan bir başka çocuğun annesi de panik halde gidip menenjit aşısı olarak HIB aşısını çocuğuna yaptırmaktadır. Bu iki anne de yanlış bilgilendirme sonucu yanlış yapmaktadır. ( Bu konuda detay bilgi her aşının açıklamasında anlatılacaktır)
  3. Diğer bir yanlış bilgilendirme de aşı yapılan yerlerden kaynaklanmaktadır. Çocuğunu aşılatmak için bir yere düzenli olarak götüren anneler net olarak hangi aşıların yapıldığını bilmemektedirler. Bir gün onlara çocuklarının bütün aşılarının bittiği bildirilmekte ve anne de gönül rahatlığı ile gerçekten çocuğunun tüm hastalıklara karşı aşılandığını sanmaktadır.
    a) Birinci olarak her aşı yapılan yerde mevcut olan her aşı yapılmamaktadır. Örneğin Kamu Sağlık Kuruluşlarında Kabakulak, Kızamıkçık gibi bir çok aşı yapılmamaktadır. Sağlık Bakanlığı hemen hemen her yıl hangi aşıların, hangi program ile yapılacağını genelgeler yoluyla bildirir. Bir takım nedenlerle aşılar ve uygulamalarında değişiklikler olmaktadır. Bu durum diğer ülkelerde de böyledir. Bazı aşıların tekrar dozları kaldırılmakta veya zamanı değiştirilmekte (Kızamık gibi) veya yapılan bir aşı yapılmamaya başlanmaktadır (Bir yaşından büyük çocuklara ve erişkinlere Hepatit-B gibi). Bazı aşılar ise bu güne kadar hiç yapılmamıştır ( MMR, Hepatit-A, Suçiçeği gibi). 
    b) Bazı hastalıkların aşısı olmadığı halde anneler aşısını yaptırdığını sanmaktadır. Kızıl hastalığına yakalanan çocuğun annesi nasıl olup da aşıya rağmen çocuğun hastalığa yakalandığını anlamakta zorluk çekmektedir.
  4. Bazı durumlar aşı yapılmasına engel oluşturmadığı halde yanlış bilgilerle aşılama ertelenmektedir. İshal, ateşli veya ateşsiz üst solunum yolu enfeksiyonları, önceki aşılamada hafif ve orta şiddette lokal reaksiyon, antibiyotik tedavisi gibi. Ateşli başka hastalıklarda veya sonrasında aşının yapılması veya ertelenmesi şikayetlerin şiddetine ve hastalığın özelliğine göre değişir. Hafif bir hastalık sırsında aşı yapılması, aşının etkinlik ve güvenirliğini azaltmaz. Keza ağır olmayan ishal ağızdan felç aşısı için de engel oluşturmaz. 
  5. İmmün sistemi yetersiz veya baskı altında olan kişilere aşı ya hiç yapılmamalı ya da çok dikkatli olunmalıdır. Bu durum doğumsal olabilir veya HIV (AIDS) enfeksiyonu, lösemi, lenfoma, genel habis hastalıklar, radyasyon veya steroid kullanımına bağlı olabilir. Günümüzde en sık steroid kullanımları sorun olmaktadır. Bazı böbrek veya allerjik hastalıklar nedeniyle kortizon kullanmakta olan çocuklara aşı kampanyası veya başka bir nedenle aşı yapıldığında problemlerle karşılaşılmaktadır.
  6. Premature bebeklerin aşılanması: Doğum ağırlığına bakmaksızın prematureler zamanında doğmuş bebeklerle ayni program ile aşılanmalıdırlar. Genel durumu iyi olan prematurenin doğum ağırlığı, bölünmüş veya azaltılmış dozlarda aşılamaya gerekçe olamaz. Hepatit-B taşıyıcısı anneden doğan prematureler hemen aşılanır. Taşıyıcı olmayan annelerinki, kesin kural olmamakla birlikte 2000 gr civarında başlanabilir.
  7. Aşı programı herhangi bir nedenle aksaması halinde aşılamaya kalınan yerden devam etmek gerekir. Tekrar en baştan başlanmaz. Eskiden belirli bazı süreler aşıldığında yapılmış aşılar yok sayılıp, tekrar başlanmakta idi. Fakat bugünkü anlayışla aşılamanın aksaması arzu edilmemekle beraber, kalınan yerden devam edilmesi yönündedir. 

Aşılar hakkında halk arasında yanlış bilinen konular da vardır. Bunları bazen sağlık personeli bile söylemiş olabilir. Bazen de amaçlarının ne olduğunu anlayamadığımız çevrelerden aşılar hakkında yanlış bilgiler verilmektedir. Burada hatırlayabildiklerimi yazacak olursam;

  • Aşılar kısırlığa yol açar ( Kesinlikle yanlış, böyle bir şey mümkün değil) 
  • Hastalığı geçirmek aşı olmaktan daha iyidir. ( Ölmez, sakat kalmaz, hastalığı geçirmenin tüm zorluklarına da katlandıktan sonra ayni sonuca ulaşılır.)
  • Aşılı çocuklar hastalığı aşısızlara kıyasla daha hafif geçirirler ( Kısmen doğrudur, aşının amacı hastalığın hiç geçirilmemesidir. Ama kanda yeterli antikor yoksa-hastalık mikrobunu tanıyan hücreler- bunun seviyesine bağlı olarak kısmete kalmış bir şekilde değişik ağırlıkta geçirilir.)
  • Aşılı olunsa da hastalıklar mutlaka geçirilir, hatta mezarda olunsa bile kızamık dökülür     ( Hayır, aşılama da yeterli antikor seviyesine ulaşılmışsa hastalık geçirilmeyecektir)

Aşıların Yan etkileri

Aşılar sağladıkları büyük faydalara karşın bazı yan etkilere de sahiptir. Bunlar hastalığı geçirmeye kıyaslandığında çok daha hafiftirler. Çok nadiren ağır yan etkiler oluşabilir. Bu ağır yan etkiler bazen vücudun aşırı duyarlılığından kaynaklanmakta bazen de aşının içersindeki mikrobun (Antijen) özelliğinden dolayıdır. Yan etkiler her aşının kendisine ait bölümlerde detaylı anlatılacaktır. Burada genel olarak değinilecek olursa; yan etkiler sık değildir ama bu yan etkilerin içersinde sıklıkla lokal etkiler ön plandadır, enjeksiyon yerinde hassasiyet, ağrı, sıcaklık artışı, kızarıklık ve vücutta ateştir. En ağır olan yan etki ise ansefalit denilen menenjite benzer bir tür beyin iltihabının oluşmasıdır. Bu olay dünyada sayılı vakada oluşmuş, çok kesin olarak sebebi de ortaya konulmamış olaylardır. Bu durumdan bazıları aşıdaki antijeni (aşıların hazırlanmasında kullanılan mikrop) veya aşının diğer bileşenlerini sorumlu tutmuşlar bazıları da yapılma hatasına (deri altı-adale içersine yapılacağına damara denk gelip hemen kana karışmasına) bağlamışlardır.

.

Tablosu


Doğumda


1.Ay


2.Ay


4.Ay


6.Ay


7.Ay


9.Ay


12.Ay


15.Ay


18.Ay


4-6 Yaş


11-12 Yaş

BCG (Verem)

Hepatit-B

Difteri

Tetanoz

Boğmaca

Çocuk Felci

HIB*

Kızamık

MMR**

Su Çiçeği

* HİB: Haemophilus ınfluenza tip-b -menenjit aşısı olarak bilinir
** MMR: kızamık, kızamıkçık, kabakulak aşısı
Hekim tarafından gerekli görülürse yapılır

.

Bunu anlamanın en doğru yöntemi, bebeğin kilo alışının takip edilmesidir. Tüm bebekler doğduktan sonraki ilk 2-3 gün doğum kilosunun %10 nu aşmayacak bir miktarda zayıflayabilirler. Bu vücutlarındaki hafif ödemin (şişmenin) çözülmesi sonucunda oluşan bir kayıptır. İzleyen birkaç günde geri alınır. Genellikle bebekler ilk bir haftanın sonunda doğum kilolarına geri dönmüş olurlar. Kilo artışı bundan sonra başlar. Kilo artışının nasıl olması gerektiği gibi detaylar başka bir yazı konusu olacağı için gerektiği kadar olmalıdır diyerek bunu kapatıyorum. Bunu aylık muayeneye gidilen doktor yeterli olup olmadığına karar verecektir. Bunu evde izlemenin yollarını kısaca anlatayım.

Yeni doğmuş bir bebek zamanın büyük bir bölümünü uyuyarak geçirir. Karnı acıkınca uyanır, beslenir, altını kirletir, tekrar uyur. Bu ritim işin doğasıdır. Doğumdan sonraki ilk günlerde 8 ila 15 kez beslenebilir. Beslenme aralıkları 2-3 saati aşmamalıdır. Yeterli beslenen bir bebek ilk 15-20 gün içersinde gaz pek oluşmadığı için gaz sancısı nedeniyle ağlamaz. Ağlama ilk günlerde sıklıkla doymamanın göstergesidir. Beslenme pozisyonu hatalarıyla ve doğum olayının doğası gereği bazen yeni doğan kulak iltihabı denilen bir durum da oluşabilir. Ağlamanın bazen de nedeni olabilir. Bebekler gastro-kolik refleks denilen bir olay sonucunda her beslenme esnasında veya kısa bir süre sonrasında bezini kirletebilir. Her beslenmenin arkasından kakalı bez almak ishal olduğunu göstermez. Yeni doğan bebek kakası ilk günlerde koyu ve renk olarak siyaha yakındır. Bu koyu renkli yapışkan kaka ilk 4-5 gün içersinde bitmelidir. Daha sonraları anne sütü kakası dediğimiz sarıdan turuncuya değişen renklerde ve cıvık oluşur. Aralarda sadece çiş ile ıslatılmış bezler de olabilir. Bebeğin az sayıda bez kirletmesi ve kirlenen bezlerin az miktarda çiş veya kaka içermesi anne sütünün yetersiz olduğunun bir diğer göstergesidir. Yeni doğan döneminde günde 7-8 bez değiştirmek normal kabul edilir. Sayı bundan daha fazla olabilirse de daha az olması pek beklenmez. Burada bilinmesi gereken başka bir konu da seyrek kaka yapmak da her zaman bir sorun olmadığıdır. Bazı yeterli beslenen bebekler de az sayıda kakalı bez kirletebilirler. Çişli bezler de sayılmalıdır. Hazır bezlerde bunu anlamak zor olabilir. Bebeğin altındaki bezi kullanılmamış bir bezle ağırlık yönünden kıyaslanması yararlıdır. Anne sütü ile beslenen bir bebeğin çok sıcak havalar dışında ayrıca su almasına gereksinimi yoktur. Anne sütünün büyük bir bölümünün su olduğu bilinmelidir. Çişli bezlerin olması suyun da yeterli olduğunu gösterir. Ağzını temizlemek için veya kustuğu durumlarda bir miktar sade su verilebilir. Şeker katılması arzu edilmez zira şeker bebeğin iştahını kesebilir. Bebeğin emme esnasında sütü yutma sesi duyulabilir. Sessiz bir odada emzirirken bebeğin sütü emerken yuttuğunu dinleyebilirsiniz. Emzirdikten sonra anne memelerinin gerginliğinin azalması, yumuşaması gerekir. Süt ile dolan memeler gergin ve ağrılı olur. Bebek emerek bunları boşaltmalıdır. Bebeğin genel olarak derisi dolgun ve gergin olmalıdır. Yeterli beslenen bebeğin karın derisi elle tutulup bırakıldığında süratle eski haline döner. Yeterli beslenemediğinde deri gerginliği azalır. Deri hamur kıvamına gelir. Tutup bırakıldığında eski haline yavaş döner. Ayrıca kalınlığı dolgun olmalıdır. Küçük ve zayıf doğmuş bebeklerde deri incedir. Beslendikçe bu artar.

Anneler için dikkat edilerek, görüldüğünde doktorlarına iletmeleri uygun olan durumlar şunlardır.

  • Bebeğin emzirme işleminin toplamda 8-10 dakikadan az sürmesi. Bebeğin kısa sürede emmeyi bırakması,
  • Emzirdikten sonra memelerin boşaldığı hissinin alınmaması.
  • Bebeğin genel olarak uyuklaması ve gevşek durması,
  • Günde 6 dan daha az çiş veya kakalı bez kirletmesi,
  • Günde an az bir kakalı bez olmaması veya doğumdan 5 gün geçmesine karşın anne sütü kakası görülmemesi,
  • Derisinin elastikliğinin az olması,
  • Emzirirken yutma seslerinin pek duyulmaması.

Bu belirtilerin görülmesi anne sütünün yetersiz olduğunun işareti olmayabilir. Fakat dikkat edilmesi ve doktor tarafından değerlendirilmesi uygun olan durumlardır.

.

Halk arasında kısaca hazır mama denilen gıda maddeleri bu bölümde anlatılacaktır. Hazır mamaların süte benzer yapıdakilerine formül süt denilmektedir. Bunlar inek sütü modifiye (=değiştirilmek) edilmek yoluyla elde edilirler. İnek sütü bir şekilde anne sütüne benzetilmeye çalışılmaktadır. Eksik olan maddeler eklenmekte, fazla olanlar azaltılmaktadır. Teknolojinin bugün vardığı noktada anne sütüne olabildiğince yakın mamalar üretilmektedir. Fakat üretilen mama bir gün anne sütüne tam anlamı ile eşdeğer yapılsa bile anne sıcaklığını ve yakınlığını içermesi mümkün olmayacaktır. Beslenme yönünden belki eşit olabilir ama hiçbir besin maddesi anne memesinden emilerek alınmadığı sürece anne sütünün yerini tutamayacaktır.

Formül süte başlarken gerekli olduğuna doğru karar verilmelidir. Yersiz şüphe ve gerekçelerle mamaya başlamak yanlış olur. Bu kararı doktorun vermesi gerekir. Bu konu anne sütü ile beslenmenin içeriğinde anlatılmıştır. Formül sütle beslenme kararının doğru bir nedenle verilmiş olduğunu varsayarak yazıya devam ediyorum.

Bunu için öncelikle gerekli malzemeler incelenmelidir.

Biberonlar

  • Hammaddesi: Günümüzde genel olarak cam ve plastikten yapılmaktadır. Plastikten üretilenler de iki ayrı maddeden üretilirler; Polikarbonat ve Polietilen. Bunlardan polikarbonat daha çok tercih edilmektedir. Daha sağlıklı olanı camdan yapılanlardır. Kırılabilme nedeni camdan yapılanların yegane olumsuz yönüdür. Plastik olanlar kolay kırılmazlar ama zamanla deforme olabilirler. Özellikle sıcak etkisiyle renkleri değişir. 100 derece ısıda 20-30 dakika kaynatılan polikarbonat biberonlardan Bisfenol-A denilen bir madde açığa çıkar. Biberonun içersinde mama varken bu ısıda, bu sürede kaynatılması pek mümkün değildir. Fakat temizlik nedeniyle kaynatıldıklarında beslenmeden önce yıkanmalıdırlar. 30 yıla yakın zamandır polikarbonat biberonlar kullanımda olup, zararlı oldukları hakkında bir kanıt bulunmamıştır.
  • Şekil: Çeşitli şekillerde olabilirler. Sıklıkla yuvarlaktırlar. Eğri, iki yollu, açılı, kısa, uzun gibi tipleri vardır. Anneler bebeğin durumuna göre uygun gördükleri şekilde olanı tercih edebilirler. Eli ile biberonu tutabilecek kadar büyük çocuklarda iki yollu olan uygun olabilirken, yeni doğmuş bebekler için kısa ve küçük olanlar daha uygundur.
  • Fonksiyon: Değişik özelliği olan biberonlar vardır. Vakum oluşturmayan, içersinde hava almayı sağlayan tüp bulunan, emzik üzerine basınç yapmayan gibi farklı özelliklerde biberonlar üretilmektedir. Kullanılacak amaca uygunluk burada etken olmalıdır. Formül süt için kullanılacak olması ile su veya meyve suyu için kullanılacak olması gibi işlevsellik ön planda düşünülmelidir.
  • Hacim: 50 gramlıktan başlayarak genellikle 250-300 grama kadar olan çeşitleri bulunmaktadır. Kullanım amacı ve bebeğin ayına göre seçilecektir.

Emzikler

Biberon emzikleri bu bölümde anlatılacaktır. Yalancı meme yerine geçen emzikler konumuz dışındadır.

  • Hammaddesi: Genel olarak silikon, lateks (kauçuk) ve lastik benzeri maddeden yapılırlar. Lateks olanlar esnek ve yumuşaktırlar ama dayanıklı değillerdir. Silikon olanlar daha serttir ama kolaylıkla deforme olup şekilleri değişmez. Lastik benzeri maddeden üretilenler günümüzde pek kullanılmamaktadır.
  • Şekil: Klasik, damaklı (ortodontik), ucu yuvarlak veya düz olan gibi değişik tiplerde yapılırlar. Damaklı denilenler diş gelişimini ve damak yapısını bozmadıkları iddia edilir. Düz tarafı dile gelmelidir. Ucu düz olanlar anne memesine benzetilmeye çalışılmıştır.
  • Boyut: Ebatları da değişiktir. Genellikle numaralandırılmışlardır. 0,1,2,3 gibi büyüdükçe artan numaraları vardır. Bebeğin ağız yapısına uyan tercih edilmelidir.
  • Deliği: Amaca göre farklı delikleri bulunur. Deliği tek veya fazla sayıda olabileceği gibi, deliğinin de farklı şekilde olanları vardır. Yavaş akması istenilen durumda tek ve küçük delikli tercih edilirken, koyu kıvamlı mamalar için büyük ve çok delikli olanlar kullanılmalıdır. Yeni doğanlarda çok küçük delikli olanlar kullanılırken, ilerleyen aylarda daha büyük delikli olanlara geçilir.

Biberon emziği seçerken kullanım amacı, bebeğin yaşı, anne memesine benzerliği gibi bir çok konu göz önünde bulundurulmalıdır. Her şeyin üstünde bebeğin tercihleri de hesaba katılmalıdır. Bebekler bazı emzikleri beğenmeyebilirler. Anneler farklı tiplerde olanları alıp, ısrarla bebeklerinin beğenecekleri emziği bulmak için uğraşmak zorunda kalabilirler. Gerçekte aç kalan bir bebek sonuçta emzik tipi için fazla seçici davranmayabilir.

Emzikler kullandıkça bozulurlar. Esnemeye, büyümeye ve renk değiştirmeye başlarlar. Deforme olan emzikler emme esnasında kopabilirler. Bu tehlikeli bir durum olabileceği için dikkatli olunmalıdır.

Aksesuarlar

Bebek biberonları için farklı amaçlara yönelik yardımcı aletler bulunur. Bu bölümde bunlar kısaca anlatılacaktır.

Sterilizatörler: Biberonları mikroptan arındırmak için genellikle elektrikle çalışan aletlerdir.

Isıtıcılar: Biberon içersindeki mamayı sıcak tutmak veya ısıtmak için kullanılan genellikle elektrikli aletlerdir.

Fırçalar: Biberonu ve emziğini temizlemek için farklı tiplere yönelik farklı fırçalar mevcuttur.

Termoslar: Biberonun içindeki veya hazırlanan mamayı bebeğe yedirene kadar soğumaması için yapılmışlardır. Zorunlu olmadıkça bebeklere taze hazırlanmış mama verilmesi önerilir. Ancak gerekli durumlarda kullanılabilir.

Biberon ve emzikler ne zaman değiştirilmelidir ?

Biberonlar kullanıldıkça değişime uğrarlar. Rengi farklılaşır, bu çok önemli değildir. Fakat yüzeyinde yabancı maddeler tutunmuş olmamalıdır. Ayrıca çatlak, sıyrık, sızdırma gibi durumlarda değiştirilmeleri gerekir. Hasarlı yüzeylere mama takılır. Daha sonra burada mikrop üremesi meydana gelir.

Emzikler biberonlara oranla daha kolay bozulurlar. Esnemeye, incelmeye başlarlar. Deliği zamanla genişler. Ters çevrilen biberondan mama damlayabilir ama huzme şeklinde akmamalıdır. Bu aniden fazla miktarda mamanın bebeğin boğazına gitmesine ve sorunlara yol açabilecek bir durumdur. Yapısı bozulan emzikler yapışmaya başlarlar. Bunların bebek tarafından kullanımı oldukça zor olur. Emmek istediğinde emzik yapışır ve mama geçişine izin vermez. Genel olarak en kaliteli emzikler bile ancak 2-3 ay özelliğini koruyabilir. Kısa aralıklarla değiştirilmeleri uygun olur. Kullanım sırasında da sayıca fazla olmaları kolaylık sağlar.

Biberon ve emzik temizliği nasıl yapılmalıdır ?

İlk satın alındıklarında su ile yıkanıp 5 dakika suda kaynatılmaları gerekir. Bundan sonra tercihen bulaşık makinesinde veya sıcak sabunlu su ile yıkanmalı ve durulanmalıdır. Daha sonra temiz bir havlu veya benzeri bir örtü üzerinde kurumaya bırakılmalıdır.

Bebek beslenmesinde kullanıldıktan sonra içersinde mama bekletilmemelidir. Kalan mama dökülüp, fırça ile biberon önce su ile daha sonra sabunlu su ile yıkanmalıdır. Bundan sonra da 5–10 dakika kaynar suda kaynatılmalıdır. Bir sonraki beslenmeden önce yine durulanmalıdır.

Artan mamalar bozulur ve içersinde bakteri, mantar gibi bebeğe zararlı olabilecek mikroplar üreyebilir. Mamalar yağ da içerdiği için su ile durulamak yeterli olmaz. İç yüzeylere sıvaşan gıda artıkları ancak fırça ve sabunlu su yardımı ile temizlenebilir.

Biberon ile beslemede dikkat edilmesi gereken konular

  • Mama bebeğin muhtemel beslenme saatinden biraz öncesinde hazır edilmelidir. Bebekler her zaman tam saatinde acıkmazlar. Daha önce acıkabilecekleri düşünülmelidir. Acıktığı için ağlamaya başladıklarında anne panikleyerek mamayı hazırlamada zorluk yaşayabilir.
  • Daima kaynatılmış ve soğutulmuş mama suyu elinizin altında hazır olmalıdır. Bebek acıktığında su yeni kaynatıldığında soğutmak oldukça zahmetli ve vakit alıcıdır.
  • Bebeğin yemesi beklenen miktarda mama hazırlanması uygun olur. Bebekler büyüdükçe aldıkları mama miktarı gittikçe artar. Biberonundaki mamasını bitirdiği halde daha ister gibi aranmaya ve ağlamaya başlıyorsa miktar bir sonraki öğünde bir ölçü arttırılmalıdır. Her seferinde bir ölçü fazla hazırlanması bir maliyet zararıdır. Bu önemsenmediğinde her öğünde yapılabilir fakat önerilmez.
  • Kalan mamalar mutlaka atılmalıdır. Bebeğin ağzına ve tükürüğüne temas etmesi ile mamaya bulaşan bakteriler kolaylıkla üreyerek hastalanmasına yol açabilir. Her beslenmede taze mama hazırlanmalıdır.
  • Biberon ile bebeği tercihen annesi beslemelidir. Özellikle anne sütü de alan bebekler başkaları tarafından beslendiklerinde anne memesine yabancılaşmaya başlarlar. Memeyi bırakmadaki bir diğer etken biberon emziğinin deliğinin büyük olmasıdır. Bebekler de herkes gibi kolaya eğilimlidir. Biberondan anne memesine göre daha kolay beslendikleri takdirde kolaya yönelirler. Bunda mamanın tadı başka etkendir. Bazı bebek mamaları şeker içerdiği için bebekler tatlı gıdalara eğilim gösterebilirler.
  • Annesinin ayni kendi memesini emziriyormuş gibi bir pozisyonla bebeğini kucağına alması ve tek farkla bebeğin ağzına biberonun emziğini sokması uygun olur. Eğer koşullar gereği bebeği annesinden başkası besleyecek ise anne sütü verir pozisyonunda beslenmelidir. Kesinlikle bebeğe yattığı yerden biberon verilmemelidir. Bu kolaylıkla orta kulak enfeksiyonuna yol açabilen bir durumdur.
  • Hazırlanmış olan mamayı soğutmak veya ısıtmak için uygun ısıda su kullanılmalıdır. Mamanın ısısı besleyecek olan kişi tarafından kolunun iç yüzeyine damlatılarak kontrol edilmelidir. Beden ısısı ile ayni olması tercih edilir. Sıcak olduğunda daha soğuk suya biberonu koymak veya aksi durumda da sıcak suya koymak gerekir. Hazırlanmış mama kaynatılmaz. Keza sıcak su ile de hazırlamamak gerekir. Önce suyu ılıtıp sonra mamayı hazırlamak doğru olur.
  • Bebeği beslemeden önce bebeğin burnundan rahat nefes alması kontrol edilmelidir. Eğer rahat nefes alamıyorsa serum fizyolojik veya benzeri bir damla ile burnu temizlenmelidir. Aksi takdirde bebek ağzından hem beslenmeyi hem de nefes almayı başaramayacağı için beslenemeyecektir.
  • Bebekler biberon ile beslendiklerinde anne memesine oranla daha fazla hava yutarlar. Beslendikten sonra bu hava mutlaka çıkarılmalıdır. Başı besleyen kişinin omuzuna ve yüzü dışa dönük olarak bebekler yatırılmalı ve sırtlarına ufak ufak elle vurarak bu hava dışarı çıkarılmalıdır. Aksi takdirde bebekler sancılanabilir ve bu havayı çıkarırken kusabilirler. Bu işlem sırasında bebeğin karın kısmına anne memelerinin baskı yapmamasına dikkat edilmelidir.
  • Yutulan hava çıkartıldıktan sonra bebeği hafifçe yan olarak yatırmalıdır. Kucakta tutulduğunda ve bebek hareket esnasında karnını kastığında biraz önce emdiği mamalar ağzından geri gelir.
  • İnsanlarda yemek borusu ile midenin birleştiği noktada bir adale dokusu vardır. Bu doku su borularına takılan çekvalf denilen parçaya benzer bir görev yapar. Ağızdan alınan besinlerin mideye geçişine izin verirken geri kaçmayı önler. Fakat bu sistem bebeklerde henüz yeterince işlev kazanmamıştır. Yeni beslenmiş bir bebeği ayaklarından baş aşağı çevrildiğinde tüm yedikleri geri çıkar. Halbuki daha büyük çocuklar tok karnına amuda kalksalar besinler ağızlarından geri gelmez. Halk arasında kusma olarak söylenen bu durum aslında gerçek anlamda bir kusma değildir. Zira tıbben kusma bir hastalık durumunda ortaya çıkan bir durumdur. Bebeklerde olan bu adale dokusunun yeterince gelişmemesine bağlı olarak emdiği gıdaların geri gelmesidir. Kusmadan farkı ağzının kenarından akmasıdır. Kusma mide kasılması ile daha basınçlı olarak ortaya çıkar. Gıdalar emdikten kısa bir süre sonra geldiğinde ayni emdiği formdadır. Eğer aradan belirli bir süre geçerse süt kesiği gibi daha farklı bir yapıda ve kokuda olur. Bunun nedeni emdiği süt veya mamanın midedeki asit ile reaksiyona girmesi sonucu kesilmesidir. Her iki de normal durumlardır.
  • Bebekler anne sütünü daha iyi sindirmelerine karşın mamayı daha fazla çıkartabilirler. Formül mamalara değişik şekillerde tahammülsüzlük gösterebilirler. Bu durumun hekimce değerlendirilmesi, gerekiyorsa mamanın daha uygun başka bir çeşidi ile değiştirilmesi gerekebilir.

Formül Mamaya Tahammülsüzlük Belirtileri

Bebekler için ideal besin maddesi anne sütü olduğu için bebekler kullanılan formül mamalara farklı şekillerde reaksiyon gösterebilirler.

  • Fazla miktarda kusma
  • Dışkının sayıca ve kıvamca değişmesi. Cıvıklaşma, katılaşma,az veya çok kaka yapma.
  • Sancılanma, huzursuzluk ve ağlama
  • Deride bazı döküntülerin ortaya çıkması, derinin renginin ve yüzeyinin pürüzsüzlüğünün değişmesi
  • Kilo artışının olması uygun olan seyirde olmaması

Bu gibi belirtiler ortaya çıktığında doktora danışılmalıdır.

Formül Mama Çeşitleri

Bebekler için en iyi mama yoktur. Ancak bebeğe uygun olan mama vardır. Günümüzde varılan teknoloji düzeyi ile farklı özelliklerde formül sütler üretilmektedir. Burada bunlar hakkında genel bilgiler verilecektir.

  1. Anne sütü adapte = benzetilmeye çalışılmış olanlar
  2. İleri formüller – Devam Formülleri
  3. Diyet formüller
  4. Kaşık mamaları
  5. Özel formüller
  6. Katkı formüller

Adapte Formüller

Bu mamaların hazırlanmasında anne sütü temel alınmış ve formül anne sütüne olabildiğince benzetilmeye çalışılmıştır. Genellikle üretici firmalar tarafından 1 numara ile isimlendirilirler. Bazı firmaların farklı numaralandırma sistemleri vardır. Ayrıca yarı adapte adı geçen bazı ürünlerde bulunur. Bunlar kısman anne sütüne benzetilmiş mamalardır.

İleri Formüller – Devam Formülleri

Büyüyen bebeğin gereksinmeleri göz önünde bulundurularak anne sütünden farklı özelliği bulunan mamalardır. Genellikle 2 numara ile adlandırılır. Bazı firmalarda 3 numara verilmiştir. Çoğunlukla 4 aydan sonra verilmesi uygun olan formüllerdir.

Diyet Formüller

İshal durumunda geçici olarak beslenmeye yönelik olarak üretilirler. İshal maması olarak kullanılabileceği gibi inek sütüne karşı reaksiyon gösteren bebeklerde de kullanılabilir.

Kaşık mamaları

Kaşıkla beslenebilecek, yarı katı gıdalarla beslenme zamanı gelmiş olan bebekler içindir. Tahıllı, meyveli gibi değişik tat ve yapıda olanları vardır. Bazıları toz, bazıları hazır haldedir. Toz olanların kimisi su, kimisi süt ile hazırlanmaktadır.

Özel Formüller

Beslenmesinde özel gereksinmeleri olan bebekler içindir. Örneğin doğuştan fenilketonüri hastalığı olan bebekler için üretilen mamalar vardır. Ayrıca kusmayı azaltan (AR = Anti regurjitasyon), gaz sancılarına neden olmayan (AC = Anti Kolik) , sindirimi kolay olan ( Milupa Comformil), laktozu düşük ( Nutricia Almiron), prematüre bebekler için ( Nutricia Nenetal, Nestle Alprem, vd.) gibi değişik özelliklerde olan formüller bulunur.

Katkı Formüller

Sağılmış anne sütüne katılan protein katkıları (Euprotein), saf protein (Protifar), karbonhidrat (Fantomalt), karışık katkılar (Pediasure) gibi farklı gereksinmeler için üretilirler. Bunlar beslenme ürünlerine ek olarak kullanılırlar.

Bu içerik sınıflaması dışında form olarak da toz, konsantre ve içirilmeye – yedirilmeye hazır halde olan şekillerde vardır.

Son söz olarak belirtmek istediğim bazı noktalar var:

Bebeğin formül sütle beslenmesinin gerekli olduğu kararını daima doktorun vermesi gerektiği gibi hangi çeşidinin, ne miktarda verileceğine de yine doktor karar vermelidir. Yakın zamana kadar bu formül sütler ve mamalar sadece eczanelerde satılmaktaydı. Artık çocuk bezi, diş macunu gibi eczane dışındaki yerlerde de satılmaya başlanmıştır. Bu uygulama şimdilik tartışmalıdır. Benim görüşüme göre eski hali de tartışmalı idi. Ülkemizde yaşanan gerçekler ile aslında nasıl olması gerektiği konuları zaten hep farklı olmuştur. Normal olarak formül sütler de ilaçlar gibi doktorun önerisi ile kullanılmalıdır. Fakat ne yazık ki ülkemizde her türlü mama, ilaç doktorlar yanında herkesin önerileri ile kullanılmaktadır. Çoğunlukla da diğer insanların tavsiyeleri doktorun fikirlerinden öne geçmektedir. Bu yeni uygulamayı protesto eden bir çok eczanenin mama satmayı bırakması üzerine durum karışık bir hale gelmiştir. Bir çok aile eskiden eczanede çalışanlara danışmakta ve onların önerileri ile bir ürünü kullanmaya başlamaktaydı. Bu durum da tartışmaya açıktır. Eczane de bulunan kişi bir eczacılık eğitimi almış olabileceği gibi orada çalışan birisi de olabilir. Eczacı bile olsa bebek beslenmesini, hangi bebeğe ne verileceğinin eğitimini almış değildir ki. Bu konudaki tüm bilgisi varsa kendi deneyimleri ve pazarlama elemanlarının anlattıklarıdır. Bizlerin yaşadığı bir çok gözlemimizde eczanelerin önerilerinde hangi ürünün satışı eczane için daha olumlu olacaksa o ürün öncelikli olmaktadır. Şimdi ise eş, dost komşu önerileri ile market raflarında bulunan ürünlerden birileri alınıyor. Çok yanlış durumlar yaşanıyor. Bir tecrübeli aile komşusuna örneğin Milupa mama öneriyor,- bu bir marka olup, bu marka altında onlarca çeşit mama vardır- diğeri de üzerinde bu ismi gördüğü rasgele bir ürünü alıp başlıyor. 2 aylık belki de ek besine gereksinimi olmayan bir bebeğe 6 aydan büyük bebekler için üretilen bir formül verilebiliyor. Benim bireysel gözlemlerime göre en büyük marketlerde bile istenilen her çeşit ürün bulunmuyor. Mama üreticileri ile görüşmelerimde ise onlar da büyük marketlerin az satılan ürünleri değil bulundurmalarını, satılan ürünleri bile raflarına ancak bazı özel anlaşma şartlarının karşılanmasından sonra koyduklarını ifade etmekteler. Bebek beslenme ürünlerinin ticari bir meta haline gelmesi bir çok ticari olayları da beraberinde getirmektedir. 300 gramlık bir toz mamanın Şubat 2002 tarihinde 10 milyon civarında bir bedelle satılıyor olması bir çok sıkıntının temelini oluşturmaktadır. Bir bebek bu kadar mamayı yaklaşık 3 günde tüketir. Mama üreticiden tüketiciye ulaşana dek bir çok aracıdan geçer. Her basamakta üstüne maliyet ve vergiler eklenir. Basamaklarda yer alan herkes para kazanmayı da doğal olarak amaçlar. Tüm bunların sonucunda da bebeğini beslemeye çalışan aile tüm bunları öder. Bu bedelin yüksekliği karşısında aileler daha ucuza bebeğini beslemenin yollarını aramaya başlarlar. Bütün bu sorunların çözümü aslında çok basittir. Doğa kendi çözümünü bulmuş ve anne sütü mucizesini yaratmıştır.

.

Doğada bulunan tüm memeli hayvanların yavruları için bir mucize olarak annelerine süt üretebilme yeteneği verilmiştir. Her tür annenin sütü kendi yavrusuna özgüdür. Her memelinin memelerinden gelen salgıya süt denilmektedir. İnsan yavrusuna en uygun süt doğal olarak insan sütüdür. Bir başka memelinin örneğin ineğin yavrusu için salgıladığı süt kendi yavrusu için çok uygun iken insan yavrusu için o denli yararlı olmayacağı gibi belki de zararlı olabilir.

Anne sütünün başka hiçbir besin maddesinde bulunmayan üstünlükleri vardır. Kısaca bunlara değinelim.

  1. Bebek için ideal bileşime sahiptir. Bebeğin ilk aylarda tüm ihtiyaçlarını karşılayacak özelliğe sahiptir.
  2. Sterildir yani mikrop içermez.
  3. Sindirimi bebek için en kolay besin maddesidir.
  4. Her zaman en uygun sıcaklık olan beden ısısındadır.
  5. Her zaman taze ve içilmeye hazır haldedir.
  6. Bir bedel karşılığı temin edilmez, bedavadır.
  7. Anne memesini emmek bebeğe anneye temas etmeyi sağlayarak ruhsal iletişimine yarar sağlar.
  8. İçersinde ancak insanlarda bulunan bazı özel yapıda immunglobin gibi maddeler bulunur. Bunlar bir çok hastalığa karşı koruyucu rol oynar.
  9. Anne sütü ile beslenen bebeklerde pişik ve benzeri cilt sorunları ile bir çok enfeksiyon daha az görülür.
  10. Bebeğin beslenmesi için başka biberon vb. araçlar gerekli değildir. Dolayısıyla bunlardan kaynaklanan sorunlardan yoksundur.

Bilinmelidir ki teknolojinin bugün ulaştığı yerde bile anne sütüne eşdeğer bir besin maddesi üretebilmek mümkün değildir. Bu amaçla yapılan besin maddeleri ancak anne sütü ile beslenmenin imkansız veya yetersiz olduğu durumlarda gündeme gelebilir. Bunlar teknolojinin olanakları kullanarak inek sütünün yapısı değiştirilmek ve bazı eklemeler ile anne sütüne benzetilmeye çalışılmış ürünlerdir. Ayni özellikleri taşımazlar. Fakat anne sütü yerine kullanılmaya en uygun besin maddeleridir.

Bebeğini emzirmek annenin sağlığı ve ruhsal gelişimi için son derece yararlıdır. Meme dokusunun bir çok hastalığı emzirmeyen kadınlarda daha sık olarak ortaya çıkmaktadır. Doğumu izleyen saatlerde emzirmekle salınan bazı hormonlar anne rahiminin kasılmasını sağlayarak doğum sonrası iyileşmeyi hızlandırır.

Sanayileşmeye paralel olarak geçmiş zamanlarda özellikle gelişmiş ülkelerde anne sütü ile beslenme bir süre gözden düşmüştü. Fakat bu hatanın farkına varılarak bebek beslenmesinde anne sütüne eskiden olduğundan daha da fazla önem verilerek geri dönülmüştür. İnsanları bu hataya iten nedenleri burada kısaca değinmek istiyorum. Gelişmiş ve sanayileşmiş bir ülke olmak yolunda ilerleyen ülkemizde insanlar ayni yanılgıya düşmemelidir. Bazen modernleşmek, medenileşmek yanlış algılanmaktadır. Ayni yanlışları başkalarının da yapmasına izin vermemeliyiz. Bu yanlış düşünceler ve nedenler;

  1. Yoğun iş hayatı ve annenin çalışmak zorunda olması,
  2. Hazır mamaların kolay elde edilebilir ve herkesin hazırlayarak verebilecek olması,
  3. Formül mamaların besleyici özelliğinin anne sütünden hiçbir eksiğinin olmadığı hatta daha iyi olduğu düşüncesi,
  4. Reklamlar, satış yöntemleri, özendirici resimlerle ve sözlerle yapılan medya yayınları,
  5. Bu işlerden ticari kazancı olan çevrelerin, özellikle sağlık sektöründekilerin yönlendirmeleri,
  6. Emzirmenin bir ilkel, hayvanlara ait davranış olduğu düşüncesi,
  7. Emziren kadının memelerinin estetik olarak çirkinleşeceği kaygısı,
  8. Formül mama kullanan kişilerin, diğer emziren anneleri caydırıcı, hazır mamaları özendirici sözleri ve davranışları,
  9. Anne sütünün bebeğine yaramadığı, iyi kilo alamadığı, gelişemediği, onu sancılandırıp, ağlamasına neden olduğu endişeleri,
  10. Bebeğini en iyi besinlerle besleme arzusu, para ile satın alınan, pahalı olan gıdaların daha yararlı olduğu düşüncesi,
  11. Annede bulunan her türlü rahatsızlık ve hastalığın sütünden bebeğe geçeceği endişesi

Olduğu söylenebilir. Bu nedenlerin hiç birisi endüstriyel formül sütleri anne sütüne üstün kılamaz ve kılmamalıdır.

Anne sütü yeterli olmadığında yerine alternatif ancak formül sütler düşünülmelidir. İnek sütü bir alternatif olmamalıdır. İnek sütünün formül sütlere tercih edilmesinin en büyük nedeni ekonomiktir. Fakat bugün varılan noktada dikkatli incelendiğinde aralarında anlamlı bir maddi fark olmadığı görülecektir. Formül sütler inek sütüne göre daha pahalıdırlar. Ancak yarar / maliyet ilişkisi incelenirse bu durum sanıldığından farklı olacaktır. İnek sütünün anne sütüne alternatif olarak önerilmemesinin bir çok nedenleri vardır. Bunlardan kısaca bahsedelim.

İnek sütünde kazein ve tuz oranı yüksektir. Bu yüksek oran böbrekler için zararlıdır. Keza 15 kat daha fazla bulunan bu kazeinin yapısı da insan sütünden farklıdır. Ayrıca inek sütünün esas fraksiyonu olan beta-laktoglobülin anne sütünde bulunmaz ve insanlarda alerjik reaksiyona yol açar. İnsan sütünde bulunan alfa-laktoalbumin, immunglobin, laktoferrin inek sütünde bulunmaz ve bunlar ancak anne bedeninde üretilebilir. Non-proteinik azot miktarı insan sütünde yüksektir ve yapıları farklıdır. Beyin gelişimi için gerekli olan taurin anne sütünde 40 kat daha fazladır. Anne sütünün yağ asitleri de yapısal olarak farklıdır ve bu da yine ancak insan bedeninde bulunur. Anne sütündeki enzimler sindirimi kolaylaştırır, bunlar inek sütünde yoktur. Bebeğin barsaklarında oluşması istenilen yararlı bakterilerin gelişimi için gerekli olan maddeler anne sütünde bulunurlar. Keza bunlar zararlı olabilecek bakterilerin de yerleşmesini engelleyici rol oynarlar. Anne sütünde inek sütüne oranla 3000 kez daha fazla lizozim bulunur. Ayrıca lökosit ve diğer biyolojik elemanlar bebeğin dış etkenlere karşı dayanıklı olmalarını sağlar.

Bebeğin anne memesini emmesi, anne bedeninde bir çok hormonun salınmasına ve bunların etkilerine yol açar. Bir çok kadının kendisi çocuk doğurmadığı halde bebek bakmak durumunda kalarak ve bebeğe meme emzirmesi sonucunda süt salgısının başlaması mümkündür. Emme sonucunda hipofiz ön lobu etkilenerek prolaktin salgılanması artar ve memedeki süt bezlerinde süt yapılmaya başlanır. Emme devam ettiğinde hipofiz arka lobu uyarılır ve oksitosin hormonu salınır ve yapılmış olan süt kanallara geçerek dışarı akmaya başlar. Bu mekanizmaya annenin psikolojik durumu etki eder. Ruhsal olarak sıkıntılı, kaygılı olmak süt salgılanmasını da azaltır. Emziren kadınların ruhsal olarak sağlıklı olmaları süt salgılamaları içim gereklidir. Yeri gelmişken süt salgılanmasına etki eden durumları anlatayım.

  1. Annenin ruhsal durumu yukarıda yazmıştım.
  2. İk beslenmeye başlangıç zamanı. Doğumdan sonra en kısa sürede ilk meme emzirme başlanmalıdır. En erken süre tercih edilir. Süt gelmese bile emzirilmelidir. Bu refleksin oluşmasını ve sütün salgılanmasını başlatacaktır. Diğer bir yandan annenin kolostrum denilen ilk ağız sütü bebek için çok önemlidir. Bu renk ve kıvam olarak sütten farklıdır. Rengi daha kirli sarı, bulanıktır. Bilinmeyerek bebeğe bazı nedenlerle verilmemesi yanlıştır. Bileşimi normal sütten farklıdır. Bebek için koruyucu bir çok biyolojik madde yanında ilk saatlerde gerekli olan bazı besin öğelerini içerir.
  3. Emzirme süresi ve aralıkları. 15-20 dakikalık bir emzirme süresi ve bunun 1-2 saatlik aralıklarla yapılması süt salgılanmasını arttırır.
  4. Uygun ortam ısısı. Soğuk ortamlarda damarlar büzülerek süt salımı azalır. Aşırı sıcakta ise anne bedeni ter ve solunum ile sıvı kaybeder. Bu da süt salgılanmasını azaltır.
  5. Yeterli beslenme ve sıvı alımı. Yeterli beslenme aşırı beslenme demek değildir. Emziren bir anne kendi ihtiyaçlarının biraz üzerinde beslenmesi süt salgılanması için yeterlidir. Protein, yağ ve karbonhidratların karışık yenilmesi, kayıpların göz önüne alınarak uygun miktarda vitamin ve minerallerin karşılanması gerekir. Halk arasında süt salgısını arttırdığı savunulan bir çok besin maddesinin böyle bir etkisi olduğu bilimsel olarak kanıtlanmamıştır. Fakat sıvı alımının etkisi vardır. Anne sütünün % 95 nin su olduğu düşünülürse bu daha iyi anlaşılır. Anne kendi doğal gereksinmesi dışında süt salgısı için yetecek sıvı almak zorundadır. Normalde bir insanın mevsimine göre sıvı alımının 1,5 - 2,5 litre olması gerektiği, ek olarak da süt salgısı da düşünülerek emziren bir kadının 3-4 litre sıvı alması uygun olacaktır. Yeterli sıvı alımını değerlendirmenin diğer bir yolu da idrarın durumudur. Yeterli sıvı alan bir loğusa günde en az 3-4 kez bol ve açık sarı renkte idrar yapabilmelidir.

İlk anne memesi emme egzersizlerinin doğumu izleyen en erken saatlerde başlanması gerektiğini yazmıştım. Normal doğumda bu süre ilk 1-2 saat gibi çok kısa olmalıdır. Sezaryen gibi bir doğumdan sonra anne kendini uygun hissettiği en kısa zaman olmalıdır. Bu süre 4 saati geçtiği takdirde annenin pompa ile sağılmaya başlanmasını öneririm. Bu arada bebek geçici bir süre için formül süt ile beslenebilir.

Meme emzirirken dikkat edilmesi gereken konular.

  1. Pozisyon. Bebek emzirmenin tek bir pozisyonu yoktur. Emzirme Pozisyonları sayfasında değişik yöntemleri göreblirsiniz. Bunların içersinde herkes kendine uygun olanı bulabilir. Doğumu takip eden ilk günlerden sonra normal olarak genel tercih edilen beşik pozisyonu önerilir.
    Pozisyon ile ilgili genel öneriler şunlar olabilir. Anne oturur ve hafif arkasına eğik, yaslanmış olmalıdır. Kol dayamak için bir desteği bulunan koltuk ile ayaklarını uzatmak veya ayağını dayararak dizini yukarı kaldırmak için bir puf yararlı olur. Bebek anne koluna veya bir yastığa uzanmış, yaklaşık 45 derece bir eğimle anne memesine yaklaştırılmalıdır. Elleri serbest olmalıdır. Böylelikle anne memesine temas edebilir ve ellerinin yardımı ile meme başını bulabilir. Anne de elinin işaret ve orta parmaklarının yardımı ile meme başını bebeğinin ağzına yöneltirken baş parmağı ile yukarıdan aşağıya doğru memesini sıvazlayarak sütünün kolay gelmesine yardımcı olmalıdır. Bebek emme işlemi sırasında ağzının içersinde bir vakum yapmaktadır. Bu negatif basınç anne memesinden sütün gelmesini sağlar. Eğer bebek tam yatar pozisyonda olursa gelen anne sütü burun arkasına kaçar. Hatta kulakların boğaz açılan kanalın ağzından kulak yoluna geçerek enfeksiyona neden olabilir. Yeni doğan kulak iltihaplarının en sık nedeni hatalı pozisyonla emzirmedir. Ayrıca annenin de yattığı yerden bebeği emzirmesi hem sütün gelmesi hem de olabilecek tehlikeli sonuçlar yönünden sakıncalıdır. Yatakta da olsa anne dik durumda olmalıdır.
  2. Bebek burnundan rahat nefes alabilmelidir. Ağzında meme bulunan bebek ancak burnu ile solunuma devam edebilir. Yeni doğanların zaten dar olan burun hava yollarının salgı ve kusmuk ile tıkalı olması emmeyi güçleştirip, imkansız bir hale bile getirebilir. Meme emzirmeden önce buruna serum fizyolojik damlatmak ve temizlemek yararlı olur. Meme bebeğin burnunu kapatmamalıdır.
  3. Bebek rahat olmalıdır. Giysileri ve ortam ısısı uygun, altındaki bezi kuru ve temiz olan bebek daha kolay emebilir. Emzirme esnasında bebekler refleks sonucu kaka yapabilirler. Bu bir hastalık değil normal olaydır. Emzirirken yapmıyor olması da sorun değildir.
  4. Anne memesinin baş kısmı bebeğin ağzına iyi oturmalıdır. Meme başı gömük veya herhangi bir yapısal sorun olmadığında anne memesinin koyu renkli kısmının kenarları bebeğin dudakları ile kaplanana dek ağzına sokmalıdır. Bebek anne memesinin başını diş kemerleri denilen damaklarının arkasına almak ve meme başını geriden öne doğru sıkarak çeker. Bu sırada dil kökü ve boğazı ile de vakum yapar. Eğer bebek anne memesini ağzında iyi tutamazsa iyi de ememez.
  5. Besleme süresi yeterli olmalıdır. Normalde bebekler bir öğünde alacakları anne sütünün yaklaşık olarak % 50 sini ilk 1-2 dakikada, % 90 ını ilk 5 dakika içersinde emerler. Normal bir emzirme süresi 15-20 dakika olmalıdır. Daha kısa veya uzun sürdüğünde başka bir sorun olması mümkündür.
  6. Beslenme aralıkları bebeğe göre ayarlanmalıdır. İlk ayda bebek ağladıkça denilen aralıklar uygundur. Bu süre 30 dakika ile en fazla 3 saat olmalıdır. İdeal olarak ilk ayda 1-2 saatlik aralıklar tercih edilmelidir. İkinci aydan itibaren bu aralıklar önceleri 2 sonra 3 saate çıkmalıdır. Beslenme aralıklarının arttırılması yavaş yavaş yapılmalıdır. Mide hacmi yeni doğan bebeklerde 20-30 ml. İken 8-10 günde 60-100 ml. ye, 3. ayda 150ml.ye, 6.ayda 200 ml.ye çıkar. Bir yaşına geldiğinde 300 ml. hacme ulaşır. Artan mide kapasitesine paralel olarak annenin de süt miktarı artar. Bazı özel durumlarda beslenme saatle düzenlenebilir. Hastane gibi ayni anda bir çok bebeğe bakıldığında her birinin ağlaması veya doymasını izlemek mümkün olmadığında 2-3 saatlik aralarla beslenme uygulanabilir. Yine de beslenme aralığının 3 saati aşmaması gerekir.
    Bebeğin tok olduğu halde gaz sancısı gibi başka nedenlerle ağlaması yanlışlıkla doymadığı düşünülerek ek besinlere başlamamak gerekir. Bebeğin doymasının en önemli göstergesi yeterli kilo almasıdır. Diğer yandan yetersiz anne sütü nedeniyle bebek aç kaldığında düşen kan şekerine bağlı olarak uyuklayabilir ve ağlamaz. Bu sakinlik de yanlışlıkla doyduğunun göstergesi değildir. Tartı bunu da belirlemeye yarar. Bebek emdiği zaman midesine gelen süt mide asidi ile karıştığında kesilir. Böylelikle sindirim işlevi başlar. Bebek yeni emdiğinde süt şeklinde geri çıkartabilir. Emdikten bir süre sonra çıkarttığında kesik halde gelmesinin nedeni bu olaydır. Beslendikten sonra yeterli süre geçmeden tekrar beslendiğinde midesinde sindirimine başlanmış süt ile yeni emilen çiğ süt karışır. Barsaklara kesilmiş süt ile kesilmemiş çiğ süt ayni anda geçerse sütün asitle kesilmesi sonucu otaya çıkan gaz barsakların gerilmesine neden olur.
  7. Beslendikten sonra bebeğin gazı çıkarılmalıdır. Meme emme (biberon emmede de) esnasında bebekler bir miktarda hava yutarlar. Ayrıca midede sindirim sırasında doğal olarak gaz oluşur. Bu oluşan hava-gaz karışımı midenin sol-üst tarafında toplanır. Beslenmeden sonra bunun çıkarılması gerekir. Bunun için bebek yüzü yana ve dışarı gelecek şekilde annenin göğsüne karın üstü yatırılmalı ve sırtına hafif el vuruşları ile çıkarılmaya çalışılmalıdır. Bu işlem sırasında annenin omzuna temiz bir bez konulması yararlı olur. Gaz çıkarırken sıklıkla bebekler bir miktar midedeki besinleri de çıkarırlar. Diğer yandan bebeğin yüzünün ve ağzının giysi yerine daha temiz bir örtüye temas etmesi hijyen yönünden daha sağlıklıdır. Bu gaz çıkarılmadığında midede gerilmeye ve huzursuzluğa yol açar. Bu da mide kasılmalarını arttırır. Bu kasılmalarla mide içeriği biraz barsaklara biraz da yemek borusundan dışarı gider. Barsaklara geçen süt henüz sindirime uygun olmadığı için sancılara neden olur. Yemek borusundan dışarıya giden süt ise kayıp olacaktır.
  8. Bebeklerin kendilerine özgül refleksleri vardır. Anne memesi emmek için bebekler doğuştan bazı yeteneklere sahiptir. Bunların bilinmesi yardımcı olur. Anne sütünün kokusunu duyan bebek başını sağa-sola çevirerek kokunun kaynağını aramaya başlar. Dudak birleşeğinin yanağa doğru olan bölgesinde refleks alıcıları vardır. Yanağının o bölgesine bir şey değdiğinde ağzını ve dudaklarını o tarafa çevirerek meme aramaya başlar. Bu meme emme esnasında uyuyan ve emmeyi kesen bebeklerde onu emmeye tekrar döndürmek için yararlı olur. Parmak ucuyla yanağın uyarılması emme işlemini başlatır. Damağına ve dilin arka bölgesine bir şey değdiğinde ağzını kapatıp, yanaklarını sıkarak emme işlemine başlar. Bu basit bir emmeden farklı olarak sıkarak çekme hareketidir. Ağzın içersine boşalan süt de yutma refleksini uyarır. Bebekler ağzına konulan bir şeyi yutma eğilimindedirler. Tok olan bir bebek de bu refleksler ortaya çıkmaz ve uyuma isteği daha ağır basar.
  9. Her öğünde her iki meme de emzirilmelidir. Bebekler beslenirken aslında besinlerinin büyük bölümünü ilk memeden alırlar. Uygun olan yöntem her öğünde her iki memenin de verilmesidir. Fakat son verilen meme bir sonraki öğünde ilk verilecek meme olmalıdır. Memeden ayrılmak istemeyen bebeğin dudağının kenarından annenin parmağını hafifçe bebeğin ağzına sokması içerdeki negatif basıncı düşürerek bebeğin memeyi bırakmasını kolaylaştırır. Memelerin boşalması daha çok süt salgılanmasını sağlar. Sütü bol olan annelerin bebekleri memeyi tam boşaltamadığı takdirde biriken süt sorunlara yol açabilir. Bu durumda anne sağmak suretiyle memelerini boşaltmalıdır. Uzun sürelerle emzirmeye devam edilirse veya beslenme aralıkları açılırsa süt salgılanması azalır.
  10. Meme başı bakımı yapılmalıdır. Bebeğin kuvvetle emmesi karşısında meme başı tahriş olur. Kısa bir süre sonra da acımaya, çatlamaya ve yara olmaya başlar. Bu durum anne için emzirmeyi olanaksız hale getirebilir. Bunun oluşmaması için yapılması gerekenler
    • Emzirmeden önce memeler karbonatlı su ile silinmelidir. (Bir kahve fincanı suya bir çay kaşığı karbonat) Bu bebeğin ağzında pamukçuk oluşumunu önler. Ayrıca eğer zaten pamukçuk oluşmuş ise anne memesine geçmesini engeller.
    • Karbonatlı suyun arkasından memeler ılık su ile temizlenmelidir. Hem memeler olabildiğince mikroptan arınmış olur hem de sıcak etkisi sütün daha rahat gelmesini sağlanır.
    • Emzirdikten sonra anne sütü biraz meme başına sürülür. Üstüne bir nemlendirici veya yağ sürülmelidir. Bu meme başının yumuşak ve nemli kalmasını sağlar. Böylelikle çatlaklar önlenebilir.

Annenin sütü gelmesine rağmen bazı durumlarda anne sütü vermek uygun olmayabilir. Bu durumlar çok sık olmamakla berber kısaca değinelim.

  1. Annede meme iltihabı oluşması. Bu memelerin iyi boşalmadığı ve meme başında oluşan küçük çatlaklardan içeriye enfeksiyon etkenin girmesi ile meydana gelir.
  2. Annenin herhangi bir nedenle süte geçen ve bebeğe zararlı olabilecek ilaç kullanma zorunluluğu. Her türlü ilaç bu kısıtlamaya dahil değildir. Bazı ilaçlar süte geçmez, bazıları da ya çok az miktarda geçer ya da geçmesi bebek de olumsuz bir olaya neden olmaz. Buna ancak bebeğin doktoru karar vermelidir.
  3. Annenin sütten geçebilecek veya solunum yolu ile bulaşabilecek bir hastalığı olması. Bazı hastalıkların mikrobu sütten bebeğe geçebilecek özellik taşır. Bu tür hastalıklar nadirdir fakat solunum yolu ile geçen hastalıklarla çok daha sık olarak karşılaşılır. Bu durumda anne sütü kesilmesi kesin şart değildir. Anne emzirme esnasında ağız ve burnunu bir tıbbi maske ile kapatabilirse bulaşma olasılığı büyük ölçüde azalır.
.

İlk bir kaç haftada, yenidoğan davranışı, duyusal uyarıcılara karşı yapılan refleks tepkileri tarafından idare edilir. O, henüz daha yüksek beyin merkezlerindeki cognitive (bilişsel) seviyede işlem görmüyordur. Yakın zamana kadar, bütün yenidoğan davranışı, daha ilkel hayvanların davranışına benzer bir şekilde sadece içgüdüsel olarak kabul ediliyordu. Yenidoğan davranışının büyük bir çoğunluğunun refleks beyin merkezlerinden çıktığı doğrudur ama yeni yapılan araştırmalar yenidoğanın saygınlığını arttırmıştır.

Etki-tepki gelişiminin ilk ayı sırasında, yenidoğanınız gelecekteki öğrenimi için bir model yaratmaktadır. Hoş olmayan ve uygunsuz olan uyarıcıları silmek, uygun olan uyarıcıları kaydetmek ve cevaplamak için seçici olmayı öğreniyordur. Bu seçicilik yeteneği tercih gelişimine yol açar. Genellikle birinci ayın sonunda, bebeğiniz kendi tercihlerini geliştirmiş olmakla kalmayıp onları size de öğretmiş olacaktır. Yenidoğanınızın sizin çeşitli uyaranlarınıza verdiği tepkiler onun için olduğu kadar sizin için de bir öğrenme sürecidir. Yenidoğanınızın refleks davranışı, ne kitaplarda belli yaşlarda yapması gerekenlerin hepsini yapıp yapmadığını anlayabilmek için sade bir merak olarak algılanmalı, ne de iyi eğitilmiş bir evcil hayvanınkine benzeyen insanlıkdışı içgüdüsel bir davranış olarak algılanmalıdır. Bunun yerine, bebeğinizin çeşitli uyarıcılara karşı verdiği tepkinin gelecekteki kişilik gelişimi için bir öğrenme ve uyum süreci temeli olduğunu kabul edin. Çeşitli duyusal uyarıcılara karşı kollarını ve bacaklarını nasıl hareket ettirdiğini, en çok sevdiği seslerin perdesini ve ritmini, favori uyuma pozisyonlarını, favori mimiklerini, en çok neresine dokunulmasından hoşlandığını, nasıl kucaklanmaktan hoşlandığını bilmelisiniz. Birinci ay ziyaretinde sıklıkla sorduğum soru “Ne yapıyor?” yerine “Nelerden hoşlanıyor?” sorusudur.

Aşağıda, yenidoğanınızın size göstereceği genel vücut reflekslerinden bazılarının listesi verilmiştir.

Yenidoğanınız, korkutucu uyaranlara karşı kollarını ileri doğru atarak ve ellerini sıkarak irkilme refleksi gösterebilir. Bu, güvenlik için annesine tutunmak ister gibi koruyucu bir refleks olarak kabul edilir.

Ayrıca yenidoğanınız çok güçlü bir yakalama refleksine sahiptir. Avuç içlerini veya ayaktabanını okşamak o kadar güçlü bir tepkiye yol açacaktır ki kendi tutuşuyla havaya kaldırılabilir. Ellere ve ayaklara yapılan gıdıklayıcı veya acı verici bir uyarı ise hoş olmayan bu uyarıdan içgüdüsel bir uzaklaşmaya sebep olacaktır.

Yanağını veya avuçiçini okşamak arama refleksini uyarır. Yanak uyarıcısına doğru ağzını çevirecek, açık ağzına doğru kolunu bükecek ve sonunda parmaklarını ağzının içine sokacaktır ki bu zeki yenidoğanınız için büyük bir başarıdır.

Eğer uyanık bebeğinizi karın üstü düz bir yüzeye yerleştirirseniz, sırtını kavisleştirmeye ve kafasını yukarda tutmaya çalışarak kendisini “düzeltmeye” çalışacaktır. Her geçen hafta, sırtını daha çok kavisleştirecek ve kafasını daha uzun süre yukarda tutabilecek ve sonunda uzun süredir aranan şnav-sonrası-pozisyonunu başaracaktır.

Yenidoğanlar bir yerden bir yere hareket etmeye çalışırlar. Yenidoğanınızı bir masanın üzerinde tutun ve yavaşça ayaktabanlarının üzerine doğru indirin veya ayak başparmağını yavaşça masanın kenarına doğru değdirin. Yürüme refleksini farkedeceksiniz; yürümeye çalışıyor gibi görünecektir. Gövdesinin yılanvari bir hareketiyle ve bacaklarının ve kollarının şnav hareketiyle kendisini ileri doğru hareket ettirebilir.

Yenidoğanınız ayrıca çok etkili bir öğürme refleksine sahiptir. Bu reflex sayesinde boğazındaki herhangi bir maddeyi uzaklaştırabilir ve böylece yemeyi ve yutmayı öğrenirken boğulmaktan kendisini korumuş olur.

Minik bebekler de kendilerini aşırı uyarılmadan korurlar. Uygunsuz ve hoş olmayan uyarı barajı genelde yenidoğanları derin bir uykuya teşvik eder. (Bu metot bebeğinizi uyutmak için tavsiye edilmez.) Bebeğiniz rahimdeki devamlı seslere alışıktır; bu yüzden bebeğinizin uyku saatinde sessiz bir ortamda uyuması için ayakucunda dolaşmak ve çevredeki herkesi susturmak gerekli değildir.

.

Dokunmanın, yenidoğan bebeğinizle iletişimin ilk yöntemi olduğunu ana tema olarak takdir etmek gerekir. Bu iletişim sanatını nasıl uyguladığınız , bebeğinizin ilk bir kaç haftadaki davranışlarını derinden etkileyecektir. Muhtemelen bebeğinizin en iyi gelişmiş duyu organı derisidir ve bu yüzden uyarımlarınızın çoğunu bu güçlü alıcı üzerinde yoğunlaştırmanız çok doğaldır. Dokunuş, hem sizin hem bebeğiniz için bir dildir ve onu nasıl elinize aldığınız ona karşı duyduğunuz içsel hislerinizin çoğunlukla aynasıdır. Bebeğiniz ona dokunuş şeklinizden ne hissettiğinizi anlayabilir ve bu davranışı onu tutuş şeklinizle bir anda değişebilir. Yumuşak, güvenilir, bazen sıkı bir dokunuş sakinliği ifade eder ve sakinliği bebeğe geçirir.

.